| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Çok Okunanlar
Yorumlananlar
Aktif HaberlerHaber Arama |
ERCİYES HAZIRLIĞI! Erciyes Dağı’na hep aşağıdan baktık hayran hayran.
Yazın sıcağında yayla havasında serinlemek, bazen kuytusunda mangal yakıp etrafında çakır keyfi sohbet için, bazen de karla kaplı yüzünü okşarcasına kayakla süzülmek için pek çok kez kapısını çalmıştık Erciyes Dağı’nın.. Ama, her seferinde bir şeyler eksik kalıyordu. Erciyes Dağı, 3 bin 917 metre irtifasıyla Anadolu’nun orta yerinde yükselen görkemi ve bulutlu zirvesi hep kendine çekiyordu. Kaç zamandır söylenip dururuz Canan’la..Her gördüğümde hatırlatmayı ihmal etmediğim, her seferinde “Ne zaman istersen” cevabını aldığım Nihat Karakaya ile.. Erciyes’in zirvesi bu kez birkaç dağ tutkunu ile bir grup gazeteciyi birlikte ağırladı Kayseri Gazeteciler Cemiyeti’nin organize ettiği Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile Erciyes Üniversitesi’nin desteklediği “Erciyes Zirve Tırmanışı”na karar veren arkadaşlarımızla Erciyes Sosyal Tesisleri’nin önünde buluştuğumuzda saatler 18.00’i gösteriyordu. Metin Kösedağ, Canan Bayram, Erhan Kan, Orhan Canbulatel, Caner Yılmaz, Mehmet Serbest, Sabri Gülmez, Mehmet Sena Kösedağ ve Mükremin Öksüzgil “Erciyes Zirve Tırmanışı”nın heyecanını birlikte yaşadığımız gazetecilerdi. Nihat Karakaya, İsmail Yılmaz, Hamza Aktaş ve Ethem Eroğlu tecrübeleriyle bize eşlik edecek deneyimli dağcıların yanında Gülsüm Çelik’te vardı. Erciyes’in serin havasında sıcak çaylarımızı yudumlarken arkadaşlarla tırmanış planlarımızı son kez gözden geçiriyoruz. Zorlu bir gün bizi bekliyor. Uykumuzu alıp, dinlenmemiz, güç toplamamız gerekiyor. Bu yüzden odalarımızın yolunu erken tutuyoruz. Canan ile aynı odadaydık. Hem ben, hem Canan başımızı yastığa koyduğumuzdan beri uyumak ile uyuyamamak arasındaki kalıyoruz. Ben, Canan’dan iyiyim. Gürültülü de olsa kısa süreli bir uyku tutturuyorum. Ama yetmiyor. Caner başında “Komando” bandı, üstünde kamuflaj, düdük çalarak, “Nöbetçi Çavuş” edasıyla odanın kapısını zorladığında saatler saat 02.00’ı gösteriyordu. Erciyes’in gece serinliğini düşündükçe, sıcak yatağıma biraz daha gömülüyorum. Gözlerim kapalı; “Vazgeçelim bu sevdadan, hadi uykuya devam” diyecek birini bekliyorum. Ama tembellik yaparak arkadaşları bekletmek uygun olmazdı. Veysel hocanın hazırladığı kahvaltı masasında bir kaç lokma peynir-ekmek üstüne içilen sıcak çay bile kendime gelmeme yetmedi. Yarı uykulu halimle tırmanış sırasında ihtiyacımız olabilecek eşyaları ve kumanyayı sırt çantama titizlikle sıralıyorum. Giyeceğim kıyafetlere karar verirken, Nihat Karakaya’nın hava sıcaklığı ile ilgili söylediklerini hayal meyal hatırlıyorum. Ancak, uzun yıllar sonra bir asker botunu giymek o kadar kolay olmuyor. Dakikalarca uğraştan sonra ayaklarıma geçirebiliyorum. Kışladayken botumu birkaç saniye içinde nasıl giydiğime hayret ediyorum. Çantamı sırtıma attığımla aşağıya inmem bir oluyor. İlk grup, tırmanışın başlayacağı 2 bin 700 metreye kadar götürecek cipe doluşup bayıra vurmuş. Benimle birlikte birkaç kişi ikinci sefer için aracı bekliyoruz. İlk grubu götürebildiği yere kadar götürüp bıraktıktan sonra dönen cipe binip bizde yola koyuluyoruz. Tırmanışın başlayacağımız ilk noktayı mümkün olduğu kadar en yüksek yerde tutmakta fayda var. Araçla ne kadar çok çıkabilirsek, bizim yürüyerek o mesafe için harcayacağımız enerjiyi daha çok korumamız demek. SIRTTAN YÜRÜYÜŞ Erciyes Dağı’na yapılan tırmanışlarda yüzyıllardır üç rota
Bizim grubumuzun sayıca az olması, ilk grubun araçla çıktığı yerden daha yükseğe çıkma şansımızı arttırdı. Aradaki mesafeyi tırmanan arkadaşlarımızın attığı her adım geri dönüş kararında daha çok etkili oluyor. Ekimizden dört kişi baştan pes ediyor. Bizi zirveye yanaştıran her adımımızda karşımıza çıkan zorluklar, harcanan enerji, güç kaybı ve bedensel fonksiyonlarının değişimi geri dönen arkadaşlarımıza hak vermemize neden oldu. Nihat Karakaya önderliğindeki ekibimiz rotasını, Erciyes Dağı’nın güney-doğu yönünde kalan ve büyük sırt olarak tabir edilen istikamete kırıyor. Erciyes’in güney yüzünde Gereme bölgesinden yükselerek buzul son noktasına çıkılabiliyor. Kuzey de ise büyük buzulun solundaki kulvardan, buzuldan ve Kuzeydoğu sırtından Erciyes Dağı’na tırmanışlar yapılıyor. 1800’li yıllarda Erciyes Dağı’na gelen seyyahların Develi üzerinden tırmanış yaptığı söylenir. Günümüzde ise Erciyes Dağı’na tırmanmak isteyenlerin çoğu Kuzey ve Doğu yüzü tercih eder. Tırmanış ve ulaşım açısından daha elverişli olduğu için bizde Doğu yönü, büyük sırt istikametini tercih ediyoruz. Ancak, tercih ettiğimiz bu rota tehlikesi az olmakla birlikte en uzun rotadır. Gün yavaş yavaş ağarıyor. Zaman ilerliyor, yol alıyoruz. Yavaş ve küçük adımlarla büyük sırt bölgesine ulaşmak isterken eğimi azaltmak için yan geçişler yapıyoruz. Güneş yüzünü gösterdikçe gökyüzündeki gezegen ve yıldızların dansı muhteşem bir gösteriyle sona eriyor, gece karanlığının üstünü örttüğü yeryüzünün başka başka güzellikleri belirginleşmeye başlıyor. Kent merkezindeki en güzel manzaradan, kat kat güzelliklerle bezenmiş, görsel şovu her an değişen 2 bin 500 ile 3 bin 917 yüksekliğinde muhteşem bir seyir terası burası.. Erciyes’in yüksek kesimlerine çıktıkça sadece tehlikesinden değil, denizden yüksekliği3 bin metrelerin üzerinde olması nedeniyle artık hareketlerimize daha dikkat etmemiz gerekiyor. İçimize çektiğimiz her nefeste oksijen oranı daha da düşüyor. Enerjimizi dengeli harcamak için bastığımız yeri dahi çok iyi belirlememiz gerekiyor. Burada nefes alışımız bile değişti. Yukarıda saniyede aldığımız nefes daha fazla.. Zirveye yaklaştıkça nefes alıp verme hızımız daha da artıyor. En basit hareketler bile insanı nefes nefese bırakıyor. Her 15-20 metrede bir duruyoruz. Vücudumuz irtifaya uyum sağlayıp, beden fonksiyonumuz düzelene kadar bekliyoruz. Baş ağrısı, mide bulantısı ve geçici bilinç zayıflaması gibi yüksek irtifa etkileri uyum sürecini zorlaştırıyor. Her insanın bedeninin bu değişime verdiği tepki farklı olduğundan uyum farklılıkları da ortaya çıkıyor. Kimisi kısa sürede yüksek irtifadaki değişime uyum sağlarken kimisi uyum sağlayamadığı için tırmanışı yarıda bırakmak zorunda kalıyor. Birkaç dakikalık her uyum molasında etrafımda dönüyorum. Gözlerim Kayseri’yi. Develi’yi arıyor. 3 bin metreden sonra bulutların üzerinden bazen Tekir Gölü’nü bazen Develi Ovası’nı görebiliyorsunuz. Aladağlar, Sultan Sazlığı ve Kayseri en rahat en güzel şekilde bu rotadan görünüyor. Ancak, bazen yoğun sis bir soldan geliyor, bir sağdan... Etrafınızı kaplıyor, görüş mesafeniz daralıyor.
YAZ ORTASINDA Erciyes’in zirvesine çıkmak kadar inmesi de yorucu ve
Yaz ortası olmasına rağmen bir haftadan beri devam eden yağışlı hava Erciyes’in yüksek kesimlerine kar bırakmış. Temmuz ayında ilk kez Erciyes’e kar yağmış, şans buya... Karla kaplı keskin tepeleri ve kayalıkları aşıp zirveye doğru tırmanmak bazen oldukça güçleşiyor. Yaz ve kış tırmanışını aynı anda yaşayan ekibimiz yol almakta zorlanıyor. Planlarımıza göre sabahın ilk saatlerinde 3 bin 800 metredeki Hörgüç Kaya’nın yanında olmamız gerekiyordu. Ancak biz yaklaşık 1.5 saat gecikmeyle hedeflenen noktalara ulaşabiliyorduk. Sırtı tam ortadan ikiye bölen, güneyden kuzeye uzanan ve her iki ucunda da dev birer kaya kütlesi..Orta bölümü biraz çıkıntılı.. Hangi hayvana benzettiğimi bulamadan yanına sokulduğum kayanın üstünde, “Ohhh bee!! İşte, Hörgüç Kaya’ya geldik” dedim. Dağı avucunun içi gibi bilen Hamza Aktaş yanımdaydı, güldü; “Hörgüç Kaya burası değil” dedi. Eyvah..! Büyük bir hayal kırıklığı. Ne hayallerim vardı oysa. İnmekte zorlandığımız kayanın adını sordum, Hamza’ya… “Bunun bir adı yok” dedi. Sevincimi, kursağımda bırakan bu kaya isimsiz olmamalıydı. Adını koyuyorum.. “Saim Hayal Kayalığı”.. Hamza onaylıyor. Ekipteki bazı arkadaşlar bu kayalıktan inmek için haklı bir çaba içindeler. Onların endişeli iniş hallerini işaret parmağımla gösteriyorum, Hamza fotoğraflıyor.. Volkanik püskürtmenin etkilerini her an görebildiğiniz bu büyük coğrafik yapıyı keşfetmek öyle kolay olmuyor. Nihat Karakaya’nın uzadıkça uzayan 5 dakikalık mesafeye pek çok 5 dakika daha ekledikten sonra nihayet Hörgüç Kaya’ya ulaşıyoruz. Enerji toplamak için burada mola veriyoruz. Ter içinde kalan giysilerimizi değiştiriyoruz. Vücuttaki su kaybını telafi etmek için kısa aralıklarla su tüketimini ihmal etmememiz gerekiyor. Burada verdiğimiz kısa bir moladan sonra ekip yeniden hareketleniyor. Ancak ben, Hörgüç Kaya’nın etrafından karla kaplı, eğimi dik yerden yatay bir biçimde geçip zirveye doğru yolculuğa tekrar çıkmaya cesaret edemiyorum. Olası bir dikkatsizlik veya ihmalin çok ağır sonuçlar doğuracağını düşünüyordum. Daha fazla riski göze alamıyordum.
Sabri ve Mükremin ile birlikte Hörgüç Kaya’nın eteğinde sırtımı güneşe verip oturmayı aklımdan geçiriyorum, ama hayalimde de hep “Zirve” var... Nihat, tırmanış dizilişini ayarlıyor. Arkalarda ben varım. Bize eşlik etmek için Ankara’dan gelen Ethem benden sonra... Ethem’in tecrübesi ve yüreklendirmesiyle geri kalan ve en zor mesafeyi de tırmanmaya karar veriyorum. Hörgüç Kaya’nın eteğini yarım ay şeklinde yaklaşık 30 metre dolaştıktan sonra karşımıza sert karla kaplı dik bir yamaç daha çıkıyor. Dağ içinde dağ, yamaç ötesinde yamaç… Apartmanlarımızın balkonlarında otururken gördüğümüz Erciyes’te yürümek göründüğü gibi basit olmuyor. İyi bir kazma ve krampon tekniği olmayan tecrübeli bir dağcının bile buradan geçerken oldukça zorlanacağı kesin. Çünkü sert tabanlı ayakkabılar bile kara işlemiyor. Bu yüzden dik yamaca gerdiğimiz ipe bir elimizle tutunarak diğer elimizdeki kazmayı kara saplayarak bu mesafeyi geçmek zorunda kalıyoruz. Bazı arkadaşlarımızın kayarak büyük tehlike atlattığı 20 metrelik mesafeyi ancak bir saatte tamamlayabiliyoruz. Artık, zirve 100-150 metre yükseklikte tüm ihtişamıyla bizi bekliyordu. Bir kez daha gücümüzü toplayarak hedefimize ulaşmak için direniyoruz. Bir süre daha tırmandıktan sonra saat 13.00 gibi ekipte kalan 9 kişiyle zirveye ulaşıyoruz. Elimdeki kazmayı iki ucundan tutup havaya kaldırıyorum ve sesimin çıktığı kadar bağırıyorum... “İşte başardım, zirvedeyim” Tırmanış boyunca karşılaşılan tehlikeler, çekilen sıkıntı ve bedeninizin tüm sınırlarını zorlayan gücünün tükenişini zirvede unutuyorsunuz. Daha önce fotoğraflarda gördüğümüz Erciyes’in zirvesinde kümelenmiş bulutların üstünde, Kayseri’nin en tepesinde olmanın insana verdiği haz tarif edilemez. Söylenecek tek söz var: Muhteşem... Zirvede birkaç dakika kaldıktan sonra inişe geçiyoruz. Sabri ve Mükremin’i bıraktığımız Hörgüç Kaya’nın yanından alıp, Şeytan Deresi kulvarından inişe geçiyoruz. Karla kaplı dik yamaçtan bazen kayarak bazen düşerek 3 bin metredeki Çobanini’ne iniyoruz. Çobanini’nde DSİ’nin Erciyes’in o berrak buz gibi suyunu bizlere ulaştırdığı su kanallarının üzerinden geçip yaklaşık 12 saatlik yürüyüşü tamamlıyoruz. Teleferik noktasında bizi bekleyen arazi aracına bitkin bedenimi, titreyen bacaklarımı tek parça yuvarlayarak, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün Dağevi’ne dönüyoruz. Tırmanış boyunca bulutlar eşlik etti bize... Bizimle dans eder gibi bazen sol yanımızda bazen ayaklarımızın altında... Erciyes Dağı’na özgü kır çiçeklerinin karların içinde bizi selamlar halleri vardı. Erciyes Papatyası, Erciyes Çan Çiçeği, Veranika, Unutma Beni çiçekleri.. Unutulur mu hiç.. Tırmanışta ve zirveden inişte yaşadığımız zorluklar, atlattığımız tehlikeler için “Derdinize ne düştü” diyenler olabilir. Hatta bazıları bu aktiviteyi birkaç dakika zirvede kalmaktan ibaretmiş gibi algılayabilir. Bir güne sığan dostluklar, yaşanılanlardan geriye kalan hatıralar bir ömrü süslüyor..
Saim YILDIZ - y.saim@kayserihavadis.com.tr |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||